Onur Beyhan: Uluslaşma, Güç Dengeleri ve Devlet Kurma Gerçekliği: Kürt Devleti Meselesine Stratejik Bir Yaklaşım

Bir etnik kimliğin devletleşmesi, yalnızca iç dinamiklerle açıklanabilecek bir süreç değildir. Uluslaşma ve devlet kurma, tarihsel derinlik, kurumsal hafıza, demografik ağırlık ve bölgesel güç dengeleri ile birlikte değerlendirilmek zorundadır. Bu çerçeveden bakıldığında, “Bölgede bir Kürt devleti kurulabilir mi?” sorusu, romantik ya da ideolojik değil; soğuk bir siyaset bilimi analizi gerektirir.

1. Bölgesel Güç Denizi: Türkler, Araplar ve Farslar

Ortadoğu ve Yakın Doğu coğrafyası, üç kadim ve devletli milletin tarihsel hâkimiyet alanıdır: Türkler, Araplar ve Farslar. Bu üçlü, yalnızca kültürel değil; askerî, demografik ve kurumsal bir ağırlığa sahiptir.

Ortadoğu ile sınırlı, temkinli demografik çerçeve şöyledir:

  • Türk nüfusu (bölgesel toplam)
    • Türkiye Türkleri (Kürtler hariç): ≈ 70 milyon
    • Irak, Suriye, Lübnan ve çevresindeki Türkler: ≈ 6–7 milyon
    • Güney Azerbaycan Türkleri: ≈ 35–40 milyon
      Toplam: ≈ 110–120 milyon
  • Fars nüfusu (İran merkezli)
    → ≈ 40 milyon
  • Arap nüfusu (Afrika hariç, Ortadoğu)
    • Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün
    • Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Katar
    • Umman
      Toplam: ≈ 95–110 milyon

Bu tablo, Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın boşlukta değil, tarihsel olarak güçlü ve köklü üç milletin tam ortasında bulunduğunu gösterir. Böyle bir ortamda devletleşme, yalnızca iç iradeyle değil, bölgesel rızayla veya mutlak güçle mümkündür.

2. Devlet Hafızası Meselesi: Süreklilik ve Kurumsal Derinlik

Türkler, ve nispeten Farslar ve Araplar; imparatorluklar kurmuş, yıkmış ve yeniden inşa etmiş binlerce yıllık devlet hafızasına sahiptir. Bu hafıza yalnızca tarih kitaplarında değil; ordu, diplomasi, bürokrasi ve toplum yapısında canlıdır. Özellikle Türk devlet geleneği, bilinen yazılı tarihle bu bölgede en az 3.000 yıllık bir süreklilik içinde, farklı coğrafyalarda ise binlerce yıldır farklı biçimler alarak varlığını korumuştur.

Buna karşılık Kürt etnisitesi, süreklilik taşıyan bir devlet tecrübesi üretmemiş; siyasal örgütlenme çoğunlukla aşiret, yerel yapı ve dış destekli momentler üzerinden ilerlemiştir. Devlet kurma girişimlerinde kurumsal derinlik eksikliği, en belirleyici zaaflardan biridir.

3. Uluslaşmadan Devlet Kurma Çelişkisi

Siyaset biliminin temel kabullerinden biri şudur:

Devlet, uluslaşmanın sonucu olarak kalıcı hâle gelir; uluslaşmadan önce kurulan devletler kırılgandır.

Kürt hareketleri ise çoğu zaman bu süreci tersinden işletmiştir. Ortak dil, kolektif hafıza, kültürel çekirdek ve iç bütünlük sağlanmadan doğrudan siyasal hedefe yönelmek, ortaya “devletimsi” ama kalıcılığı zayıf yapılar çıkarmaktadır.

Uluslaşmanın en az 100 yıllık uzun soluklu bir süreç olduğu kabul edildiğinde, Kürtlerin:

  • devletsiz,
  • standart dili olmayan,
  • ortak kültürel hafızası parçalı,
  • aşiret yapısı güçlü

bir zeminde bu süreci nasıl tamamlayacağı ciddi bir açmazdır.

4. Dış Destekle Devlet Kurma Sorunu ve Sonuçları

Teorik olarak, dış güçlerin desteğiyle bir Kürt devleti kurulabilir mi?
Evet, kağıt üzerinde mümkündür. Ancak siyaset bilimi, burada ikinci soruyu sorar:

Kurulan bu devlet yaşayabilir mi?

Bölgenin yerleşik halklarıyla —Türkler, Araplar ve Farslarla— aynı anda gerilimli veya düşmanca ilişkiler içinde kurulacak bir devletin:

  • güvenliğini sürekli dış aktörlere emanet etmesi,
  • iç meşruiyetini zorla sağlaması,
  • bölgesel çatışmaların odağı hâline gelmesi

kaçınılmazdır. Tarih, bu tür girişimlerin kanlı çatışmalar, zorunlu göçler ve kalıcı istikrarsızlık ürettiğini defalarca göstermiştir. Dış destek çekildiğinde ise bu yapıların hızla çözüldüğü bilinmektedir.

5. Gerçekçi Seçenekler ve Çıkmaz

Bu noktada mesele bir tercih meselesine değil, yapısal sınırlara dayanır. Kürt etnik kimliği için önümüzdeki yüzyılda:

  • tam ve bağımsız bir ulus-devlet kurma ihtimali çok zayıftır,
  • uluslaşma süreci ise devletsiz ve parçalı yapı nedeniyle son derece uzun ve belirsizdir.

Bölge halklarıyla kalıcı düşmanlıklar içinde bir devlet kurmaya çalışmak, uluslaşmayı hızlandırmaz; tersine, kimliği sürekli savunma ve düşman yaratma psikolojisine hapseder. Böyle bir yapı, güvenliğini sağlayamadığı gibi, kendi iç bütünlüğünü de koruyamaz.

Sonuç

Mevcut tarihsel, demografik ve siyasal koşullar altında, Kürtlerin uluslaşmadan bir devlet kurması; kurulan bir devleti de Türk, Arap ve Fars dünyasıyla eşzamanlı gerilim içinde yaşatması gerçekçi görünmemektedir. Uluslaşma ise, devletsiz ve bütünlüklü bir kolektif hafıza olmadan, en az bir yüzyıllık uzun ve sancılı bir süreci gerektirir. Bu nedenle mesele, iyi niyet ya da hak iddiasından ziyade, sert gerçeklerle yüzleşme meselesidir.

Onur Beyhan

Türk Stratejik Düşünme Merkezi (TÜMER) Başkanı

No comments yet! You be the first to comment.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir