İran’ın Bölgesel Güç Niteliği ve Rejim Yapısı
İran, bölgesel güç niteliği taşıyan bir devlet olarak yaklaşık yarım asır boyunca Ortadoğu’nun en güçlü devletleri arasında sıralanmıştır. Jeopolitik konumu, nüfusu ve yüzölçümü; geliştirdiği füze teknolojisi ile dinamik ve güçlü ordusu, kendine özgü siyasal rejimiyle birleştiğinde İran’ı benzeri olmayan bir devlet hâline getirmiştir.
İran İslam Cumhuriyeti, teokratik bir devlet olarak Şii-Caferi Medrese ekolünün siyasallaşmış bir formunu yansıtmaktadır. Bu yapı, yıkılmamak ve çökmemek; çevre coğrafyadaki Arap ve Türk yoğunluklu Müslüman topluluklar arasında güçsüz düşmemek amacıyla rejim ihracına yönelmiştir. Bu doğrultuda, başta Caferi inançlı topluluklar ve diğer Şii gruplar olmak üzere, farklı ülkelerde yakınlık kurabildiği yapılar üzerinden etki alanı oluşturmaya çalışmıştır. Direniş Ekseni ve Şii Hilali gibi hâkimiyet doktrinleri geliştirerek, etki alanını bölgesel ölçekte genişletme eğilimini sürekli canlı tutmuştur
Sonun Başlangıcı: Kasım Süleymani’nin Tasfiyesi
Bana göre İran açısından sonun başlangıcı, Direniş Ekseni Doktrini’nin çöküşünü ve Şii Hilali projesinin fiilen sona erişini simgeleyen olaydır: Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin 3 Ocak 2020 tarihinde ABD tarafından oyun dışı bırakılması.
Bu tarihten sonra dünya kamuoyu, İran’ın önce bölgesel güç iddiasından, ardından güçlü devlet iddiasından vazgeçişini ve nihayetinde zayıf devlet konseptine geçişini adım adım izlemiştir.
Direniş Ekseni Doktrini’nin Çöküşünü Gösteren Kronolojik Süreç
İran’ın “Direniş Ekseni Doktrini”nin çöküşü, aşağıdaki olaylar üzerinden kronolojik olarak takip edilebilir:
- Kasım Süleymani’nin ölümü – 3 Ocak 2020
(Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı) - Muhsin Fahrizade suikastı – 27 Kasım 2020
(İran’ın nükleer programının kilit ismi) - Aksa Tufanı’nın başlaması – 7 Ekim 2023
(Hamas ve Hizbullah’ın etkisinin kırılmasının yolu açıldı) - Seyyid Hasan Nasrallah’ın ölümü – 27 Eylül 2024
(Hizbullah Genel Sekreteri’nin öldürülmesi, İran’ın en etkili vekil gücünü etkisizleştirdi) - İran-İsrail On İki Gün Savaşı – 14-25 Haziran 2025
(İran’ın en üst düzey askerî bürokratları yok edildi) - Ali Hamaney’in ölümü – 28 Şubat 2026
(İran Devrimi’ni temsil eden en üst düzey isim sistem dışı bırakıldı)
Süleymani ve Fahrizade Sonrası İran’ın Stratejik Zayıflaması
Bütünsel olarak değerlendirildiğinde, Kudüs Gücü Komutanı’nın ölümüyle İran’ın Ortadoğu’da Arap, Kürt, Türkmen ve Şii-Sünni aşiretlerle doğrudan temas kurabilen; bölgeyi yakından tanıyan, oyun kurucu ve adıyla efsaneleşmiş figürü olan General Hacı Kasım Süleymani tasfiye edilmiştir. Böylece İran’ın Ortadoğu’daki en güçlü kolu kesilmiştir.
Aynı yıl içerisinde, yaklaşık 1200 kilometre uzaktan otomobili vurularak öldürülen nükleer programın başındaki Muhsin Fahrizade de tasfiye edilmiştir. İran’ın, Süleymani’nin ölümü karşısında ABD üssünü vurmadan önce Amerika’ya haber verdiğinin ortaya çıkması ve 3-5 füze atarak süreci kapatması, Fahrizade suikastının önünü açmıştır.
Aksa Tufanı: Çöküşü Hızlandıran Kırılma Noktası
Ve Aksa Tufanı…
Bu Hamas saldırısı, İran’ın bitişini hızlandırması bakımından bir mihenk taşıdır. Süleymani’nin ölümü İran’ın etki alanının küçülmesini başlatan olayken, Aksa Tufanı saldırısı İran’ın tüm vekil güçlerinin ve tüm iddialarının çöküşünü beraberinde getirmiş ve bu süreci olağanüstü hızlandırmıştır.
Hamas’ın, efendisi olan İngiliz’in yönlendirmesiyle İsrail’e saldırması; İsrail’in Gazze’de sivilleri kuralsız biçimde bombalamasını beraberinde getirmiştir. Bu tarih, İsrail’in yayılmacılığının başlangıcı olarak not edilmelidir.
Hizbullah’ın Tasfiyesi ve İran’ın Tepkisizliği
Aksa Tufanı saldırısından bir yıl bile geçmeden İsrail ordusu, Lübnan Hizbullahı’nın Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ı bombalı bir saldırıyla öldürmüştür. Bu suikasttan dokuz gün önce ise Lübnan genelinde Hizbullah mensuplarının kullandığı çağrı cihazları ve telsizlerin eş zamanlı olarak patlaması ya da devre dışı kalması olayı yaşanmıştır.
İran İslam Cumhuriyeti, en etkili vekil gücüne yapılan bu ağır saldırıya da yeterli ve etkili bir yanıt verememiştir.
İran Mahreminin Delinmesi ve On İki Gün Savaşı
İran, artık tüm vekil güçlerinin güvenini bütünüyle yitirmiştir. Bırakın yayılmacılığı ve direniş eksenini sürdürmeyi, kendi üst düzey komutanlarını dahi koruyamaz hâle gelmiştir. Bunun en somut göstergesi, 31 Temmuz 2024 tarihinde Devrim Muhafızları’na ait özel korunaklı bir konutta kalan Hamas lideri İsmail Haniye’nin nokta atışı bir suikastla öldürülmesidir. Bu olay, İran’ın dış kaynaklı saldırı ve suikast operasyonlarına açık hâle geldiğini ortaya koymuştur.
Ardından On İki Gün Savaşı başlamıştır. 13-24 Haziran 2025 tarihleri arasında İran ile İsrail arasında yaşanan doğrudan askerî çatışmada; İsrail, İran’daki Natanz ve İsfahan nükleer tesislerini, askerî ve istihbarî komuta merkezlerini hedef almıştır. Üst düzey Devrim Muhafızları komutanları ve bazı nükleer bilim insanları öldürülmüş; İran ise füze ve İHA saldırılarıyla İsrail’de askerî hedefleri vurmuştur. Her iki tarafta da kayıplar ve altyapı hasarı meydana gelmiş, yoğun gerilim 24 Haziran’da ateşkesle sona ermiştir. Buna rağmen İran, kendi mahremine yönelik bu çapta bir saldırıya topyekûn bir yanıt verememiştir.
Müttefiklerin Çöküşü ve Hamaney’in Tasfiyesi
Irak, Lübnan ve Suriye’deki İran müttefiki Beşar Esad rejiminin de düşüşü dikkate alındığında, İran’ın çevre coğrafyalardaki tüm müttefik hükümet ve vekil güçlerini kaybetmesi, İran’a yönelik doğrudan Amerikan müdahalesini hızlandırmıştır.
Son aşamada İran’ın Yüce Önderi Seyyid Ali Hamaney, bombalı bir nokta operasyonuyla öldürülmüş ve rejimin tepesindeki ideolojik figür sistem dışı bırakılmıştır.
Bundan Sonra Ne Olacak? Çerçeveli Analiz
ABD, Hamaney’i sistem dışına çıkararak İran’ı tehlikesiz ve etkisiz bir aktöre dönüştürmeye zorlamaktadır. Rejimin, ideolojisini ihraç etme amacından vazgeçmesi; balistik füze üretimini durdurması ve nükleer faaliyetlerine son vermesi talep edilmektedir. Amerika, bu hedeflerine ulaşana kadar İran’ı vurmaya devam edecektir.
İran’daki reformistlerin savunduğu “İslam Cumhuriyeti devam etsin ama Batı ile iyi geçinelim” yaklaşımı, özünde Batı’ya teslim olalım ifadesinin yumuşatılmış hâlidir. İran’daki İnkılabiler, yani Şahin kanat, bunun farkındadır. Bu nedenle bu olasılık üç temel sebeple zayıftır.
Rejim Değişikliğinin Önündeki Yapısal Engeller
1. İdeolojik Varoluş Sorunu
İran İslam Cumhuriyeti’nin 300 kilometreyi aşmayan füze üretimiyle yetinmesi, nükleer faaliyetlerini durdurması, mevcut uranyumu üçüncü bir ülkeye teslim etmesi, vekil güçlerle ilişkilerini tamamen kesmesi ve rejim ihracından vazgeçmesi; İslam Devrimi’nin varoluş sebebinin iptali anlamına gelir. Bir devletin amacının olmaması, hiç olmaması demektir. Bunun İran açısından karşılığı, Sevr Anlaşması’nı kabul etmektir.
2. Rejim Merkezli Devlet Felsefesi
İran’ın bugünkü devlet felsefesi, devletin değil rejimin devamlılığı ilkesi üzerine kuruludur. Bu nedenle İslam Cumhuriyeti, gerekirse güç kaybeder, küçülür; ancak varlığını sürdürür. Bu yaklaşım abartı değildir. Nitekim Humeyni bu düşünceyi şu sözlerle vasiyet etmiştir:
“İslam Cumhuriyetini korumak, bir şahsı korumaktan ehemmiyetli ve üstündür; o şahıs İmam-ı Asr bile olsa.”
(Sahife-i Nur, cilt 15, s. 365)
Kurucusunun, 12. İmam dahi feda edilebilir ancak İslam Cumhuriyeti teslim edilemez şeklindeki militanca buyruğu ortadayken, bu teokratik ideolojiye saplantılı bir rejimin dış saldırılarla değişmesi son derece zordur. Her ne kadar devletin devamlılığı genel bir ilke olsa da İran İslam Cumhuriyeti için bu ilke geçerli değildir. Rusya örneğinde olduğu gibi, birçok devlette rejimler değişse de devlet varlığını sürdürür; ancak İran’da rejim, devletin önündedir.
3. Devrim Muhafızları ve Besic Yapısı
Rejime bağlı elitlerin başında Devrim Muhafızları gelmektedir. Devrim Muhafızları yalnızca bir silahlı kuvvet değildir. Ülkedeki medyadan fabrikalara, büyük ölçekli şirketlerden ticari ağlara kadar çok geniş bir alan onların kontrolündedir. Devrim Muhafızları’na bağlı yaklaşık 15 milyonluk militarist Besic gücü, 550 bin kişilik Devrim Muhafızları ve aileleriyle birlikte yaklaşık 20 milyondan fazla insan, bu sisteme ekonomik ve ideolojik olarak doğrudan bağlıdır. Bu nedenle rejim değişikliği, ekonomik zincirin kopması, rantın kesilmesi ve devlet sisteminin çökmesi anlamına gelir.
İran’a Dair Asıl Öngörü
ABD, İran’ı vurmaya ve rejimi felç edecek sarsıcı, yıkıcı operasyonlara devam edecektir. Bunun sonuç vermediğini görmesi uzun sürmeyecektir. Ardından içerideki Kürt, Beluç ve Gilek gruplar kışkırtılacaktır. Bu grupların alan hâkimiyeti kurabilmesi ve İran’ın parçalı bir yapıya sürüklenmesi için; hava saldırılarıyla stratejik noktalar, karakollar, silah depoları ve fabrikalar hedef alınacak; direnişi ve psikolojik direnci kırmaya yönelik operasyonlar sürdürülecektir. Bu süreçte İran’ın generalleri, sivil ve askerî üst düzey yöneticileri, hatta Cumhurbaşkanı Pezeşkian dahi hedef alınabilir.
Devrim Muhafızları’nın Horasan kolunda çözülme yaşanması mümkündür. Bilindiği üzere Devrim Muhafızları; İsfahan, Horasan ve Azerbaycan olmak üzere üç klikten oluşmaktadır. İsfahan ve Horasan kolları Fars menşeli, Azerbaycan kolu ise Türk menşelidir. İran Devleti, Hürmüz’ü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırsa ani bir kararla başkenti Makarin’e ya da Hürmüz kıyısında başka bir kente taşıyabilir. Bölücü Kürt silahlı gruplar, iç karışıklıktan faydalanarak Bağdat sınırından Horasan sınırına kadar uzanan hatta asayişi bütünüyle bozabilir. Hürmüz ile bağın kopma riski belirirse, İran Devleti siklet merkezini güneye çekerek kuzeyi bilinçli biçimde zayıf bırakabilir. Bu durumda Horasan istikrarsızlaşır; Güney Azerbaycan, Kürt ve Lor bölgeleri ile Gilan ve Mazenderan gibi Gileklerin yoğun yaşadığı Hazar kıyısı eyaletleri güvensiz alanlara dönüşür. Gilek ve Kürt bölgelerinden Tebriz, Urmiye, Erdebil ve Zencan gibi Türk nüfusun yoğun olduğu kentlere iki koldan saldırılar olası hâle gelir.
Son Tahlil
Son tahlilde İran rejimi, parçalı ve zayıf bir devlet olarak bölgesel iddialarından vazgeçmiş, güneye çekilmiş bir Çekirdek Fars İslam Devletine doğru hızla ilerlemektedir. Nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan Türkler, bu süreçte geçici olarak ciddi sıkıntılar ve saldırılarla karşı karşıya kalabilir. Suriye örneğinde olduğu gibi, emperyalizmin Ortadoğu’da sürekli kendi amaçları için kullandığı Kürt silahlı grupları, İran’da da büyük iddia sahibi aktörler olarak sahneye çıkabilir. Ancak ABD, İran’ı parçalama sürecinde bu grupları kullandıktan sonra, Suriye’de yaptığına benzer biçimde Türkiye ile bir konsensüs sağlayarak İran’ı üç parçalı bir yapıda bırakabilir. Bu parçalanma resmî mi olur, yoksa Irak’taki gibi güçlü özerk yapılar mı ortaya çıkar, bunu sahadan gelecek yeni gelişmelere göre yeniden değerlendireceğiz. Kesin olan şudur ki İran artık bölgesel güç olmaktan fersah fersah uzaklaşmış; ülke güvenliği ve istikrarı çökmüş; bundan sonraki varlığını iddiasız, güçsüz ve zayıf bir devlet olarak sürdürmeye mahkûm olmuştur.








