• Toplanın! Gelenler var.

Oktay Hacımusalı: ”Benim ülkem vuruluyor, ama benden biat bekleniyor…”

Benim ülkem vuruluyor, ama benden biat bekleniyor…

Yaklaşık üç gündür sosyal medyada yazılanlara üzülerek bakıyorum. Herkes elinde bir akıllı telefon ya da dizinin üstüne koyduğu laptopuyla Azerbaycan Cumhurbaşkanı’na akıl veriyor. Devlet nasıl yönetilmeli, onu bile öğretme cüretinde bulunanlar çıktı.

Kimseyi mesleğinden dolayı küçümsemek istemem ama turist rehberi, marangoz, aşçı, tırnakçı… Devlet terbiyesi görmüş, gözünü bir devlet yöneticisinin, bir siyaset dehasının ocağında açmış birine “Eyy, sen bilmiyorsun; devlet öyle yönetilmez” demenin rahatlığı keşke bende de olsaydı…

Olmuş olsaydı, Azerbaycan gibi zorlu ve engebeli bir dış siyasete sahip memleketin hangi mücadelelerden geçtiğini bu kardeşlerime anlatırdım.

Mesela şunu derdim: Devlet yönetmek sizin bildiğiniz gibi sabah saat 9’da işbaşı yapıp akşam 7–8 gibi dükkânı kapatıp evine gitmek değildir. Devlet yönetmek; evinde çocuklarının nasıl büyüdüğünü göremeden, onların saçlarını ancak gece yarılarında okşayabilmektir.

Senin çocukların büyürken, bu vatanın evlatları soğuk tren vagonlarında, harabeye benzeyen evden bozma kulübelerde, çadırlarda yaşamaktadır. Evleri yoktur; ülke savaştan çıkmıştır, topraklar işgal edilmiştir. O çocuklar aileleriyle birlikte göçmen durumundadır.

Bütçeye gelen paranın yarısı o insanların yaralarını sarmaya harcanır.

Gün gelir savaş olur, topraklar işgalden kurtarılır. O tren vagonlarında, çadırlarda büyüyen çocukların şehit tabutunu omuzlarsın. O gencecik fidanları toprağa verirken acıyı iliklerine kadar hissedersin.

Bu da yetmez; üstüne üstlük diplomatik karmaşanın içinde baskılara karşı mücadele edersin. Gece bilmez, gündüz bilmez, sürekli odanda mesai yaparsın: görüşmeler, tartışmalar, analizler, veri taramaları, öngörüler…

Yıpranırsın, yorulursun. Belki bir saat koltukta uyuklarsın; uyandığında tekrar işinin başına geçersin.

İşgalden kurtarılan topraklar yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Düşman her şeyi yıkmış, taş üstünde taş bırakmamıştır. Etrafındaki kardeşlerin gelir, yardım elini uzatır. Bu güç sana yeni bir şevk verir, daha büyük bir azimle sarılırsın işine.

Yüce Atatürk’ün dediği gibi, onca dahili ve harici düşmana rağmen ayakta kalırsın. Sabah bir şehirde, öğlen başka bir şehirde, akşam bir diğerinde olursun. İşgalden kurtarılan topraklar yeniden cennete dönüşür. Baktıkça yüzün güler; çektiğin yorgunluğa değdiğini düşünürsün.

Ama günün birinde seni sırtından hançerlerler…
Ve o hançeri saplayan da yakın komşundur.

O komşuna daha dün taziyeye gitmiş, teselli etmişsindir. Fakat üzerinden on iki saat bile geçmeden seni sırtından hançerler.

İçin acır.

Yine de diplomatik bir dille konuşursun. Onun anlayacağı bir dilden anlatırsın.

Ama bu kez de beyefendi rencide olur ve herkesi senin üzerine kaldırır.

Buraya kadar sabah 9’da işbaşı yapıp akşam 7–8’de dükkânını kapatan kardeşlerimize devlet yönetmenin mücadele haritasını anlatmaya çalıştım.

Peki sizi sırtınızdan hançerleselerdi, ne yapardınız?

Gömleğinizi sıyırıp yine “vur” mu derdiniz?
Yoksa tam tersine, onun anlayacağı bir dilden mi konuşurdunuz?

Samimi olun.

Size dayatılan düşünceleri bir kenara bırakın ve bana cevap verin:

Devletin başında siz olsaydınız, nasıl bir adım atardınız?

Oktay Hacımusalı

TÜMER.Oorg

Dış İlişkiler Koordinatörü