• Toplanın! Gelenler var.

“Hazarya’nın Kayıp Hafızası: Tan Can ile Hazar Gerçeği Üzerine”

Türk tarih yazımının en tartışmalı ve en az bilinen başlıklarından biri olan Hazarlar, Tan Can’ın kapsamlı çalışmasıyla yeniden gündeme geliyor. “Hazarya’da Çiçekler Kızıl Açar” kitabının yazarı Tan Can ile, Hazarların gizemli tarihini, siyasi kırılmalarını ve bugüne uzanan etkilerini konuştuk.

1. Kitabınızın isminden başlayalım: “Hazarya’da Çiçekler Kızıl Açar” ifadesi hem şiirsel hem de sembolik. Bu ismi seçerken “kızıl” rengiyle neyi kastettiniz?

Kitabımın ismi konusunda çok düşündüm. Pek çok alternatif arasında son olarak bu isimde karar kıldım. Bilindiği üzere “İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar” türküsünün aslı “Kafkas Dağlarında Çiçekler Açar”dır.

Kafkas isminin kökü “Kas”tır ve bu, Hazar’ın gerçek adıdır. Kazar/Kasar ismi zamanla Arap ve Fars gezginler tarafından “Hazar” şeklinde telaffuz edilmiştir. Oysa Avrupa kaynaklarında da geçtiği gibi en doğru kullanım “Khazar”, yani Kazar/Kasar’dır.

“Kızıl”, Hazarların rengidir. Hazarlar arasında kızıl saçlı insanlar itibarlı kabul edilirdi. Kızıl Börklüler ve Kızılbaşlar gibi ifadelerin kökenini de burada görmek mümkündür.

Ancak kızıl tek bir anlam taşımaz. Kızıl; Kızıl Elma ülküsünü, dökülen kanı ve bir çağın sonundaki hüzünlü gün batımını temsil eder.

“Hazarya’da çiçeklerin kızıl açması”, hem bereketi hem de bu coğrafyanın yaşadığı büyük kırılmaları ve trajedileri simgeler. Okuyucuyu alışılmışın dışında bir perspektife davet etmek için bu ismi seçtim.


2. ve 3. Sorular: Çalışmanızın metodolojisi ve sizi bu kadar kapsamlı bir seriye yönlendiren motivasyon nedir?

Bu çalışma sürecinde neredeyse girmediğim ülke arşivi kalmadı. Alman, Fransız, İngiliz, İtalyan, Avusturya, Macaristan, Romanya, Rusya ve Ukrayna kaynaklarını inceledim.

Bunun yanı sıra Bizans kronikleri, Arap seyyahların notları, İbrani el yazmaları, kilise arşivleri ve modern arkeolojik bulgular da çalışmanın temelini oluşturdu.

Sadece tarihsel metinlerle yetinmedim; dilbilimsel veriler ve genetik çalışmalar da analizime dahil edildi. Özellikle Aşkenaz Yahudilerinin DNA profilleri ile Hazar coğrafyası arasındaki paralellikler önemli bir veri sundu.

Burada önemli bir düzeltme yapayım: Arthur Koestler veya Kevin Alan Brook’un çalışmalarını temel almadım. Onlar literatürde yer alan eserlerdir, ancak benim çalışmam doğrudan çok daha geniş bir kaynak taramasına dayanır.

Beni bu çalışmaya iten temel sebep, Hazar tarihinin adeta bir anda ortadan kaybolması ve Türk tarihinde hak ettiği yerin verilmemesidir. Bu alan, araştırdıkça derinleşen ve insanı içine çeken bir yapıya sahip.


4. Hazarların Yahudileşmesini siyasi-stratejik bir tercih olarak yorumluyorsunuz. Bu tez günümüz açısından ne ifade ediyor?

Aşkenaz Yahudilerinin Hazar kökenli olduğu benim kişisel bir iddiam değildir. Bu görüş, pek çok Yahudi tarihçi, din adamı ve çeşitli kaynaklar tarafından dile getirilmiştir.

İsrail’in kuruluş sürecinde bu konuya ciddi bir itiraz yoktu. Hatta İsrail Meclisi’nde Hazar’ın bininci yılının devlet töreniyle kutlanması bile önerilmiştir. Ancak bu öneri reddedildi.

Çünkü böyle bir kabul, “vaad edilmiş topraklar” tezini zayıflatacaktı. Ayrıca “Hazar = Türk” gerçeği, Batı’daki algı dengelerini kökten değiştirebilirdi.

Bu nedenle konu son derece hassas ve stratejik bir meseleye dönüşmüştür.


5. Rus Kağanlığı ve Kabar İsyanı konusunda oldukça iddialı bir çerçeve çiziyorsunuz. Bu yaklaşımınızın temel dayanakları nelerdir?

Rus Kağanlığı planlı bir devlet değil, Kabar isyanı sonrası ortaya çıkan bir zorunluluğun ürünüdür.

Hazar yönetiminde din değişimi girişimi sonrası çıkan iç kriz, Kabarların ayrılmasıyla sonuçlanmıştır. Bu süreçte Kağan ve hanedan Rostov’a taşınmış, ardından İskandinavya ile ittifak kurulmuştur.

Bu ittifak sonrası “Rus Kaganat” ortaya çıkmıştır. “Kaganat” zaten Kağanlık demektir.

“Rus” ismi ise bir etnik kimliği değil, nehir ve deniz ticareti yapan toplulukları ifade eden bir tanımdır. Kökeni de Volga’nın eski adı olan “Rha”ya dayanır.

Bu yapı sadece Rusya’yı değil; Macaristan, Slav prenslikleri ve hatta bazı Kafkas topluluklarının oluşumunu da etkilemiştir.

Harvard Üniversitesi’nden Prof. Omeljan Pritsak’ın da ifade ettiği gibi: “Devleti ancak devlet kurmayı bilenler kurar.” Bu perspektif, Rus devletinin kökenine dair önemli bir ipucu sunar.


6. Hazar tarihini Türk Tarih Tezi açısından neden bu kadar kritik görüyorsunuz?

Hazar tarihi, Türk tarihinin kilidini açan anahtardır.

Bu tarih anlaşılmadan Türk Tarih Tezi eksik kalır. Yazılacak her tez, bu eksiklik nedeniyle “güdük” olur.

Şu an serinin ilk cildi yayımlandı. Toplam yedi ciltlik bir çalışma planladım. Kalan altı cilt tamamlandığında, bugün tartışmalı görülen birçok konu netleşecektir.

Özellikle “Büyük Hazar Göçü” ve “Osmanlı-Hazar bağı” gibi başlıklar, Türk tarihine yeni bir perspektif kazandıracaktır.