• Toplanın! Gelenler var.

Siyaset Bilimci Mehsa Mehdizade ile İran, Güney Azerbaycan ve Bölgesel Gelişmeler Üzerine

1. Mehsa Hanım, şu an İran’daki son durum nedir? Güney Azerbaycan bu sürecin neresinde? Güncel bilgilere ulaşabiliyor musunuz?

Şu an İran’da savaşın devam etmesiyle birlikte ve rejimin interneti ciddi şekilde kısıtlaması nedeniyle maalesef sağlıklı bir iletişim kurmak çok zor. İrtibat ya tamamen kopmuş durumda ya da çok sınırlı şekilde sağlanabiliyor. Bu da sahadaki gerçek durumu net biçimde takip etmeyi zorlaştırıyor.

Geçici olarak yaklaşık iki haftalık bir ateşkes söz konusu. Ancak buna rağmen daha önce yaşanan yıkımın etkileri, bombardımanların bıraktığı tahribat ve genel olarak vaziyetin kritikliği hâlâ devam ediyor. Yani sahada gerçek anlamda bir normalleşmeden söz etmek mümkün değil.

Aslında halk açısından çok ağır bir tablo var. Çünkü bir tarafta rejim, diğer tarafta ABD ve İsrail’in saldırıları var. Halk bu iki güç arasında sıkışmış durumda. Ne bu savaşın tarafı ne de karar vereni olan insanlar, en ağır bedeli ödeyen kesim hâline geliyor.

Halkın hem maddi hem manevi varlığı ciddi şekilde tehdit altında. Üstelik bu, insanların fikrinin sorulmadığı bir savaş. Bu savaş, rejimin ideolojik hedefleri ile ABD ve İsrail’in jeopolitik hedeflerinin çatışmasıdır. Ve bu çatışmanın ortasında maalesef halk feda ediliyor.

Ortada bir de savaş psikolojisi var. Özellikle toplumun büyük bir kısmı bu savaşı kendine ait görmüyor. Sahiplenmediği, sadece zararını gördüğü bir savaşın psikolojisi hâkim. Bu da hem toplumsal kırılmayı derinleştiriyor hem de geleceğe dair belirsizliği artırıyor.

Güney Azerbaycan da bu tablonun dışında değil; tam aksine bu sıkışmışlığın içinde yer alıyor. Ancak iletişim kısıtları nedeniyle oradaki durumu net ve sürekli şekilde takip etmek şu an oldukça zor.


2. Yıllardır Güney Azerbaycan uğruna mücadele veren birisi olarak bundan sonra sahada nasıl bir İran görmek istersiniz?

Tabii ki biz yıllardır Güney Azerbaycan’ın hakları uğruna bir mücadelenin içerisindeyiz. Ama şunu açıkça söylemek gerekir: İran’ın vekil güçler üzerinden yürüttüğü politikalara, kendi vatandaşlarının talep ve haklarına kulak tıkamasına, baskıyla susturmasına, proksi savaşların başını çekmesine ve halkın kaynaklarını bu yapılara aktarmasına her zaman karşı olduk.

Bu sistem zaten çok kapalı bir sistemdi. Ayrıca İran’daki rejim kendi içinde dönüşüme de çok kapalıdır. Yani bu savaş öncesinde de ülkede ciddi kırılmalar vardı. Güney Azerbaycan dâhil olmak üzere farklı halkların çok ciddi itirazları mevcuttu.

Ama şunun altını özellikle çizmek gerekir: Bu itirazların büyük çoğunluğu hiçbir zaman ABD ya da İsrail müdahalesine bel bağlayan, ondan medet uman bir çizgide olmadı. En azından Güney Azerbaycan Milli Hareketi açısından bu çok nettir. Bu, bizim halkımızın kendi iç meselesidir. Kendi hak mücadelesidir. Dış güçlerin meselesi değildir.

Dolayısıyla bugün yaşanan savaşın demokrasi getirmek için başlatıldığı iddiası boş bir söylemdir. ABD ya da İsrail bugüne kadar hiçbir yere demokrasi getirmek için müdahale etmemiştir. Bu süreç onların jeopolitik çıkarlarının bir parçasıdır.

Ama bizim topraklarımız bizimdir. Özellikle Güney Azerbaycan’dan bahsediyorum. Tahran’da da çok ciddi bir nüfusumuz var. Bu yüzden halkımızın bu güçlerin arasında sıkışıp kalması, maddi ve manevi varlığının zarar görmesi gerçekten çok acı verici.

Bugün baktığımızda İran rejiminin yıllardır halkın refahı için yapması gerekenleri yapmayıp yatırım yaptığı birçok alanın — altyapıların, silah tesislerinin ve nükleer programın — büyük ölçüde zarar gördüğünü görüyoruz. Bu da bize daha zayıflamış, ciddi şekilde kan kaybetmiş bir İran tablosu gösteriyor.

İran’ın tüm büyük iddialarına rağmen rejimin en üst kademelerindeki isimlerin kendi evlerinde, hatta yataklarında nokta atışı operasyonlarla öldürüldüğünü gördük. Bu da kendi liderleri ve komutanlarının dahi sınırları içinde can güvenliğini sağlayamayan bir yapıyı ortaya koydu.

Ama diğer taraftan çok önemli bir risk daha var: korku ortamı. Savaşla birlikte ülkede ciddi bir güvenlik kaygısı oluştu. Halk daha da tedirgin. Çünkü savaşın devam etmesi çok daha büyük felaketlere yol açabilirdi. Bölge zaten son derece hassas.

Ayrıca görüyoruz ki sistem içinde cumhurbaşkanının neredeyse hiçbir inisiyatifi yok. Gerçek güç yapısının Devrim Muhafızları etrafında şekillendiğini görüyoruz.

Eğer gerçekten bir devlet aklı olsaydı, İran bu süreçte kendi içinde bir dönüşüm başlatabilirdi. Ama mevcut gidişata baktığımda bunun zor olduğunu düşünüyorum. Bu süreçten sonra daha zayıf ama içeride daha baskıcı bir İran ortaya çıkabilir.

Ya da Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı gibi kozlarını kaybederek daha da zayıflaması ve İran rejiminin kendi içinde zorunlu bir dönüşüme gitmesi söz konusu olabilir.


3. Güney Azerbaycanlıların Tahran merkezli muhalefete mesafeli davranmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güney Azerbaycanlılar artık Tahran merkezli bir muhalefete güvenmiyorlar ve buna ihtiyaç da duymuyorlar. Çünkü Tebriz merkezli bir muhalefetin varlığı son 40 yılda çok net şekilde ortaya çıkmıştır.

Geçmişte birlikte hareket edilen dönemler olsa da son yıllarda yaşananlar farklı bir tablo göstermiştir. Tebriz’de ve Azerbaycan coğrafyasında büyük hareketler olurken diğer bölgelerde sessizlik görülmüş; Tahran merkezli hareketlerde ise Güney Azerbaycan aynı şekilde karşılık vermemiştir.

Bu da Azerbaycanlıların kendi merkezleri etrafında hareket ettiğini gösteriyor. Ben bunu tarihi bir başarı olarak görüyorum. Çünkü geçmişte çok büyük bedeller ödenmiş ama buna rağmen yok sayılmış bir toplumdan bahsediyoruz.

Bugün gelinen noktada, Tahran merkezli olup Güney Azerbaycan’ı yok sayan hiçbir anlayışın bizim açımızdan bir karşılığı yoktur.


4. Gelecekte federal yapı veya özerklik tartışmalarına nasıl yaklaşılıyor?

Artık Tebriz merkezli bir hareketin varlığı herkes tarafından biliniyor. Herhangi bir dönüşüm sürecinde Güney Azerbaycan’ın hazır olduğu çok açık.

Sosyolojik, sosyopsikolojik ve siyasi olarak belli bir olgunluğa erişilmiş durumda. Federal yapı olur ya da başka bir sistem ortaya çıkar; bunu süreç gösterecek.

Ama önemli olan şu: Güney Azerbaycan Milli Hareketi kendi halkını temsil edecek kapasiteye ve hazırlığa sahiptir.


5. İran Türkiye’de ne kadar güçlü?

Ben İran’ın Türkiye içinde güçlü olduğunu düşünmüyorum.

Ama Türkiye’nin çok güçlü, akıllı, sağduyulu ve stratejik hareket eden bir devlet olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar yürüttüğü politikaları oldukça dengeli ve başarılı buluyorum.

Türkiye bulunduğu coğrafya gereği çok hassas bir dengede duruyor. İran’da yaşanacak herhangi bir kriz Türkiye’yi doğrudan etkiler. Bu yüzden bu dengeli yaklaşım çok kıymetlidir.


6. Türkiye’de Azerbaycan aleyhine faaliyetlerin artması neyle ilgili?

Ben Türkiye’de Azerbaycan aleyhine ciddi bir faaliyet artışı olduğu kanaatinde değilim. Zaman zaman bazı geçici dalgalanmalar olabilir ama bunları büyütmemek gerekir.

Devletler düzeyinde baktığımızda Türkiye ile Azerbaycan ilişkileri çok güçlü bir şekilde devam etmektedir. İki ülkenin de stratejik aklı yüksek, devlet refleksi güçlü ve oldukça prestijli yapılar olduğunu düşünüyorum. Hem Türkiye hem Azerbaycan aklı başında, ne yaptığını bilen ve jeopolitik çıkarlarını doğru okuyan devletlerdir.

Elbette iki ayrı bağımsız devletten bahsediyoruz. Her birinin kendi millî çıkarları ve jeopolitik öncelikleri vardır. Bu son derece doğaldır. Ama bu çıkarlar birbirine zıt değil; aksine büyük ölçüde örtüşmektedir.

Bizim bakış açımızın Tebriz, Bakü ve Ankara perspektifinden olması gerekir. Gücümüzün de buradan geleceğine inanıyorum.