• Toplanın! Gelenler var.

Mete Aksoy’dan Dikkat Çeken Analiz: Azerbaycan Uçağı İddiaları TÜMER’de Mercek Altında

Türk Stratejik Düşünme Merkezi (TÜMER), kamuoyunda tartışma yaratan Azerbaycan uçağına ilişkin iddiaları mercek altına alan çarpıcı bir analizi yayımladı. Stratejist Mete Aksoy’un kaleme aldığı değerlendirmede, söz konusu iddialar teknik veriler, resmi açıklamalar ve jeopolitik arka plan çerçevesinde ele alınırken; ortaya atılan tezlerin doğruluk zemini ve kanıt yapısı detaylı biçimde inceleniyor. Analiz, aynı zamanda iddiaların stratejik anlamını ve kamuoyu üzerindeki olası etkilerini de kapsamlı bir perspektifle ortaya koyuyor.

PERİNÇEK’E SORU: AZERBAYCAN UÇAĞINI KİM VURDU?

11 Kasım 2025’te Gence’den kalkan C-130 askeri kargo uçağımız Gürcistan hava sahasında düştü. 20 askerimiz şehit oldu. Kaza kırım raporu henüz açıklanmadı. Doğu Perinçek 31 Mart 2026’da bu olayı gündeme getirdi ve uçağı İsrail’in vurduğunu iddia etti. MSB, iddiaları “dezenformasyon” olarak nitelendirdi ve Perinçek hakkında suç duyurusunda bulundu.

Önce Perinçek’in iddialarını cümle cümle ele alalım.

Perinçek diyor ki: “Azerbaycan’da Türk kargo uçağımızı İsrail’in vurduğunu açıklasanıza.”

Yanlış. Uçak Azerbaycan’da düşmedi. Uçak Gence’den kalktıktan sonra Gürcistan hava sahasında düştü. Adam olayın nerede olduğunu bile doğru söylemiyor. Başka bir açıklamasında “Azerbaycan’dan gelirken” diyor ki bu biraz daha doğru ama ilk ve en çok yayılan ifadesi “Azerbaycan’da” şeklinde. Temel coğrafi gerçeği yanlış veren bir iddianın bütününe nasıl güveneceksiniz?

Perinçek diyor ki: “34 subayımızı şehit etti.”

Yanlış. MSB’nin resmi açıklaması nettir: uçakta 20 personel bulunuyordu ve 20’si de şehit oldu. 34 değil. MSB de bunu özellikle vurguladı: “Şehit sayımızın dahi yanlış ifade edildiği vahim ve dayanaktan yoksun ifadeler art niyetli bir yaklaşımın ürünüdür.” Şehit sayısını bile yanlış veren bir adam, olayın failini mi bilecek?

Perinçek diyor ki: “Uçağımızı İsrail düşürdü.”

Kanıtı nedir? Sıfır. Tek bir radar kaydı yok, tek bir istihbarat belgesi yok, tek bir teknik veri yok. Hiçbir şey koymadan en ağır senaryoyu atıyor ortaya.

Perinçek diyor ki: “Kaza Kırım Raporu aylar geçti, hâlâ açıklanamıyor. Çünkü kaza yok!”

Askeri kaza kırım raporları dünyada her yerde uzun sürer. Bu Türkiye’ye özgü bir şey değildir. Amerika’da NTSB (Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu) standart süreyi 12 ila 24 ay olarak belirler. 2017’de Mississippi’de düşen bir Amerikan Deniz Piyadeleri C-130’unun soruşturma raporu ancak bir buçuk yıl sonra yayınlandı. 2018’de Georgia’da düşen bir başka C-130’un raporu yine aylar sürdü. Bunlar rutin sürelerdir. Kara kutu verileri, enkaz analizi, metalürjik inceleme, tanık ifadeleri, bunların hepsi zaman alır. Raporun henüz açıklanmamış olması “gizleniyor” anlamına gelmez. Ama Perinçek bu boşluğu kendi komplo teorisine malzeme yapıyor. Bilgi yokluğunu kendi lehine dolduruyor.

Özetleyelim: Lokasyonu yanlış, şehit sayısı yanlış, kanıtı sıfır, raporun gecikmesini komplo teorisine çeviriyor. Bu iddianın teknik zemini tamamen çürüktür.

Peki bu kadar çürük bir iddiayla ne yapılmaya çalışılıyor? İşte asıl mesele buradadır. Perinçek’in söyleminin satır altında ciddi katmanlar var.

Birincisi, bu iddia İsrail’in Azerbaycan sahasında serbest hareket edecek kadar yer tuttuğunu ima ediyor. Yani sadece İsrail’i suçlamakla kalmıyor, Azerbaycan’ın kendi askeri sahasındaki denetimini sorguluyor. Açık konuşalım: “İsrail orada uçak vurabiliyor” diyorsanız, bunun mantıksal sonucu “Azerbaycan kendi sahasını kontrol edemiyor” noktasına gider. Bu Türk-Azerbaycan stratejik ortaklığına gölge düşürmektir, başka bir şey değildir.

İkincisi, Türkiye’ye dönük açık bir küçümseme var: “Sizin uçağınızı vuruyorlar, siz açıklayamıyorsunuz.” Yani yalnız İsrail’i işaret etmiyor, Türkiye’nin iradesini, caydırıcılığını ve devlet ciddiyetini de tartışmaya açıyor. Devletin üzerine basarak siyasi pozisyon almaktır bu.

Üçüncüsü, elinde kamuya açık hiçbir teknik veri koymadan en ağır senaryoyu seçiyor. Böylece bilgi üretmiyor, algı üretiyor. Kanıt koymadan sonuç çıkarıyor. Buna ciddi analiz denmez, buna siyasi propaganda denir.

Dördüncüsü, raporun açıklanmamasını “gerçek gizleniyor” diye okuyarak, bilinmezliği kendi siyasi hikayesinin yakıtı yapıyor. Veri olmayan yere kendi senaryosunu dolduruyor.

Benim gördüğüm tablo şudur: Bu söylem sadece bir olay yorumu değil. Bu, aynı anda Azerbaycan’ın kendi sahasını koruyamadığını ima eden, Türkiye’yi korkak ve edilgen gösteren, İsrail’i bölge içinde kimsenin göremediği ama her yere uzanan bir güç gibi resmeden, bütün bunları yaparken hiçbir kanıt sunmayan bir siyasi operasyondur.

Şimdi gelelim en kritik noktaya.

Perinçek kanıtsız konuşuyor. Tamam. Kanıtsız konuşacaksak ben de teorimi söyleyeyim. Ve benim teorim çok daha güçlü bir zemine oturur.

Bizim bahse konu olan kargo uçağımızın düşmesinden yaklaşık on ay önce, Azerbaycan Hava Yolları’na ait bir sivil yolcu uçağı Bakü’den Grozni’ye giderken Rusya’nın Pantsir-S hava savunma sistemi tarafından vuruldu. 38 kişi hayatını kaybetti. Pilotlara iniş izni verilmedi, GPS karıştırıldı, uçak Hazar üzerinden Kazakistan’a yönlendirildi ve düştü. Putin bunu kabul etti. Ses kayıtları, teknik kanıtlar ortaya kondu. Kanıtlanmış vakadır.

Aynı coğrafya. Aynı hava koridoru. Rusya’nın o bölgede uçak düşürdüğü belgelenmiş. Hem de nasıl bir uçak? Azerbaycan devletinin uçağı. Azerbaycan Türklerinin uçağı. Üstelik sivil bir yolcu uçağı! Eğer bizim kargo uçağımızı bir dış güç vurduysa, ki bu henüz kanıtlanmamıştır, o güç İsrail’den çok Rusya olabilir. Çünkü emsali var, belgesi var, itirafı var.

Peki Perinçek niye İsrail diyor da Rusya demiyor?

Cevap çok açıktır. Perinçek’in siyasi konumlanması “Türkiye-Rusya-Çin-İran birlikteliği” ekseni üzerine kuruludur. Bunu kendisi açıkça söylüyor. Rusya’yı suçlamak kendi vizyonunu çökertir. İsrail’i suçlamak ise anti-NATO anlatısını besler ve kamuoyundaki İsrail karşıtı duyguyu harekete geçirir. Yani olayı aydınlatmıyor, kendi siyasi mimarisine uyduruyor. Kanıt üretmiyor, algı üretiyor.

Eğer gerçekten bu olayın kaza olmadığına inanıyorsa, bölgede kanıtlanmış tek “uçak düşüren” aktörü neden es geçiyor? Cevap basittir: Bence görmek işine gelmez.

Bu çıkış bir olay analizi değildir. Hedef saptırmadır. Stratejik analiz yapacak insanın birinci görevi, olayları kendi pozisyonuna uydurmak değil, verilerin götürdüğü yere gitmektir. Perinçek bunu yapmıyor, çünkü bunu yaparsa siyasi duruşunun temelleri çöker.

Benim gördüğüm budur.