• Toplanın! Gelenler var.

Suriye Türkmen Siyasi Sahasında Birlik Mücadelesi ve Bölücülük Gerçeği

Suriye Türkmen Milli Koalisyonu Genel Sekreteri Eyhem Çamur’un kaleme aldığı bu analiz, Suriye Türkmen siyasi sahasında son yıllarda derinleşen ayrışmaları ve birlik mücadelesini stratejik bir perspektifle ele almaktadır. Yazıda, Türkmenlerin kurumsal temsil yapısı, meşruiyet zemini ve bu zemine yönelik sistematik müdahaleler kapsamlı biçimde değerlendirilirken; sahadaki bölücülük dinamikleri açık bir analiz çerçevesinde ortaya konulmaktadır. Çamur’un değerlendirmesi, yalnızca bir tespit değil; aynı zamanda Türkmen milli birliğinin korunmasına yönelik güçlü bir stratejik uyarı niteliği taşımaktadır.

Suriye Türkmen siyasi sahası, 2012 yılından itibaren yalnızca bir yapılanma sürecine değil, aynı zamanda bilinçli ve sistematik bir bölücülük faaliyetinin başlangıcına sahne olmuştur. İlk etapta iki farklı siyasi oluşumun ortaya çıkışı, yüzeyde masum bir fikir ayrılığı gibi sunulsa da, gerçekte bu durum Türkmen milli birliğini hedef alan daha derin bir zihniyetin dışavurumudur. Bir tarafta Türkmenleri tek çatı altında toplamak için samimi çaba gösterenler; diğer tarafta ise daha en başından itibaren birlik fikrine karşı konumlanan, parçalamayı siyaset tarzı hâline getirmiş bir anlayış bulunmaktadır.

2013 yılında, dönemin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde, çok sayıda ülke temsilcisi ile Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği temsilcilerinin de katılımıyla Ankara’da kurulan Suriye Türkmen Meclisi, Türkmenlerin tek ve meşru temsil kurumu olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. Bu yapı, Türkmen milletinin uluslararası alanda tanınan, kurumsal ve meşru iradesini temsil etmektedir. Bu noktadan sonra saflaşma nettir: Bir yanda meşruiyet, birlik ve kurumsallık; diğer yanda ise bölücülük, şahsi çıkar ve kaos üretimi.

Türkmen Meclisi’ni kabullenemeyen çevreler, doğrudan karşı durmakla kalmamış; sistematik şekilde alternatif ve içi boş yapılar kurarak sahayı kirletmiştir. Bu yapıların çoğu tabeladan ibaret olup, siyasi ciddiyetten uzak girişimlerdir. Daha vahimi, bu çevreler kendi içlerinde dahi bölünmekten geri durmamış, bölücülüğü adeta bir refleks hâline getirmiştir. Bayrak gibi kutsal bir sembol üzerinden dahi toplumu ayrıştırmaları, bu zihniyetin ne denli tehlikeli ve kasıtlı olduğunu açıkça göstermektedir. Hangi bayrak Suriye Türkmen Meclisi tarafından benimsenirse, buna karşı alternatif üretmeleri; meseleyi bir kimlik mücadelesinden çıkarıp bir inat ve yıkım siyasetine dönüştürdüklerinin kanıtıdır.

Bununla da yetinmeyen bu çevreler, aşiret ve bölge farklılıklarını kaşıyarak Türkmen toplumunu parçalara ayırmaya çalışmış; bunu yaparken de utanmadan “birleştirici” rolüne bürünmüşlerdir. Oysa gerçek açıktır: Birliği savunan taraf şeytanlaştırılmış, bölücülüğü sistematik hâle getirenler ise masumiyet maskesi takmıştır. Bu, sadece bir siyasi rekabet değil; açık bir manipülasyon ve bilinçli bir tahrip faaliyetidir.

Daha çarpıcı olan ise, bu yapıların geçmişte dile getirdikleri söylemler ile bugün sergiledikleri tutum arasındaki keskin çelişkidir. Bir dönem açıkça “Suriye’de bizim işimiz yok” diyerek siyaseti Türkiye’ye taşımayı hedefleyen bu çevreler, yani yönünü Türkiye iç siyasetine çevirenler, sahadaki dengelerin değişmesiyle birlikte aniden Suriye merkezli bir siyasi iştaha bürünmüştür. Bu ani dönüş, ilkesel bir duruşun değil; tamamen fırsatçı ve çıkar odaklı bir yaklaşımın ürünüdür.

Üstelik bu çevreler, Türkmen milletinin devrim yılları boyunca uluslararası alanda tanınan tek kurumsal temsilcisi olan Suriye Türkmen Meclisi’ni tasfiye etmeye yönelik girişimlerde bulunmuş; bunu başaramayınca da karşısına alternatif yapılar çıkarmaya yönelmiştir. Bu girişimlerin ortak noktası nettir: Amaç Türkmen davası değil, Türkmen milleti hiç değildir. Amaç; kontrol, güç ve kişisel menfaat devşirmektir.

Daha da vahim olan husus, bu bölücü faaliyetlerin zaman zaman Türkiye gibi anavatan konumundaki bir devletin bazı kesimlerden destek bulabilmesidir. Bu destek, iyi niyetli olsa dahi, sahada yanlış aktörleri güçlendirmekte ve Türkmen birliğine zarar vermektedir. Bu noktada açıkça ifade edilmelidir ki, Türkmen milletinin aleyhine yürütülen hiçbir girişim, hangi kaynaktan beslenirse beslensin meşru değildir.

Sonuç olarak; Suriye Türkmen siyasi sahasında artık gri alan kalmamıştır. Saflar nettir. Bir tarafta Suriye Türkmen Meclisi öncülüğünde birlik, meşruiyet ve kurumsal temsil mücadelesi verenler; diğer tarafta ise bölücülüğü alışkanlık hâline getirmiş, milleti basamak olarak kullanan ve her fırsatta ayrışmayı körükleyen yapılar bulunmaktadır.

Buradan açık ve sert bir uyarı yapılmalıdır: Türkmen milleti üzerinden siyaset mühendisliği yapanlar, bu milleti kendi çıkarlarına alet edenler ve birliği sabote edenler derhal bu tutumlarından vazgeçmelidir. Aksi takdirde, tarih bu tür girişimleri “siyasi hata” olarak değil, açık bir ihanet olarak kaydedecektir. Türkmen milleti de bunu unutmayacak ve affetmeyecektir.

Son söz nettir: Suriye Türkmen Meclisi, Suriye Türkmenlerinin tek meşru temsilcisidir ve bu gerçek ne manipülasyonlarla ne de suni yapılarla değiştirilebilir.