• Toplanın! Gelenler var.

Yeni Müsavat Medya Grubu Başkanı Rauf Arifoğlu’ndan dikkat çeken İran analizi

Mücteba Hamaneyi’nin seçimi, İran’ın geleceği ve Türk dünyasının çıkarları

İran’ın yeni dinî lideri olarak Mücteba Hamaneyi’nin seçilmesi etrafında çeşitli iddialar ve tartışmalar gündeme gelmiş durumda. Bu tartışmaların bir kısmı seçimin prosedürüyle ilgiliyken, diğer kısmı ise bu tercihin İran’ın geleceği açısından ne anlama geldiğiyle ilgilidir.

Prosedür ihlali iddiaları ne kadar gerçekçi?

Mücteba Hamaneyi’nin İran’ın dinî lideri seçilmesi konusunda medyada bazı şüpheler dile getiriliyor. Bazı uzmanlar, bu seçimin İran Anayasası’nda öngörülen usuller çerçevesinde yapılmadığını; yani Məclisi Xubreqan (Uzmanlar Konseyi) tarafından tam ve şeffaf bir oylama süreciyle gerçekleşmediğini ileri sürüyor.

Bu iddiaların dayandığı gerekçelerden biri, seçimin gerçekleştiği dönemde Kum kentinde bulunan Məclisi Xubreqan binasının ABD ve İsrail uçaklarının bombardımanına maruz kaldığı ve bu nedenle üyelerin normal şartlarda bir araya gelmesinin mümkün olmadığı yönündedir. Aynı zamanda güvenlik koşulları nedeniyle çevrim içi toplantı yapılmasının da mümkün olmadığı ileri sürülmektedir.

Bu nedenle bazı analistler, Mücteba Hamaneyi’nin geniş bir çoğunluk tarafından değil; daha sınırlı bir grup tarafından ya da belirli güç merkezlerinin baskısıyla seçilmiş olabileceğini iddia etmektedir.

Ancak İran devlet kurumlarının verdiği resmî bilgilere göre, Məclisi Xubreqan üyelerinin yaklaşık yüzde 85’i Mücteba Hamaneyi’nin dinî lider seçilmesini desteklemiştir ve herhangi bir prosedür ihlali söz konusu değildir. Elbette yüzde 15 civarında bir kesimin farklı görüş bildirmesi mümkündür ve bu tür durumlar, böyle süreçlerde olağan sayılabilir.

Nitekim bazı Məclisi Xubreqan üyelerinin Mücteba Hamaneyi’nin seçilmesine olumlu bakmadıklarına dair yorumları ben de okudum. Ancak bu itirazların kurumsal ve güçlü bir karşı duruşa dönüşmediği de açıktır. Məclisi Xubreqan üyelerinin büyük çoğunluğunun bu konuda açık bir itiraz dile getirmemesi, prosedür ihlali iddialarının sağlam kanıtlara dayanmadığını göstermektedir.

Mücteba Hamaneyi İran için bir “kurban” mı, yoksa bir “kurtarıcı” mı?

Bu sorunun cevabını zaman gösterecektir. Ancak İran devletinin ve sistemin ayakta kalan unsurlarının Mücteba Hamaneyi’yi seçerken belirli bir stratejik hesap yaptığı açıktır.

İran’ın dinî lideri ve askerî elitinin önemli bir kısmı, 28 Şubat’taki ilk saldırılarda devre dışı bırakılmıştı. Bu durum, İran’da ciddi bir otorite boşluğu ve yönetim krizi yaratma potansiyeline sahipti.

O dönemde birçok analist, İran’ın iç karışıklıklara sürüklenebileceğini; merkezi otoritenin zayıflamasıyla birlikte bazı bölgelerin kontrol dışına çıkabileceğini ve ülkenin parçalanma riskiyle karşı karşıya kalabileceğini öngörüyordu.

Bu şartlar altında, İran devletinin geri kalan yapılarının Hamaney soyadını taşıyan bir figürü liderliğe getirerek sistemi stabilize etmeye çalıştıkları söylenebilir.

Nitekim Mücteba Hamaneyi’nin dinî lider seçildiğinin ilan edilmesinden sonra İran’da beklenen yönetim krizinin büyük ölçüde kontrol altına alındığı görülmektedir.

Ancak aynı zamanda ciddi iddialar da vardır. Görünen o ki bugün İran’da gerçek siyasi ve askerî gücü büyük ölçüde Sepah, yani Devrim Muhafızları ve onların temsil ettiği sert güvenlikçi anlayış yönetmektedir.

Mücteba Hamaneyi’nin seçilmesinden sonra ABD ve İsrail tarafından yapılan açıklamalar, şu ana kadar daha çok deklaratif nitelik taşımaktadır.

Eğer Washington ve Tel Aviv bu seçimi tamamen kabul edilemez bir gelişme olarak görseydi, teorik olarak Mücteba Hamaneyi’nin de hedef alınması mümkün olabilirdi. Çünkü İran’ın önceki dinî liderinin ve askerî elitinin hedef alınması, bu kapasitenin varlığını açık biçimde ortaya koymuştur.

Buna rağmen şu ana kadar Mücteba Hamaneyi’ye yönelik böyle bir adımın atılmamış olması, bana göre bu figür üzerinden yürüyen belirli temasların veya dolaylı anlaşmaların olabileceği ihtimalini gündeme getirmektedir.

ABD ile iyi ilişkiler kuran bir İran, Türk dünyası için faydalı olur mu?

Bu soruya cevap verirken bir gerçeği göz ardı etmemek gerekir: İran, aynı zamanda büyük bir Türk nüfusunun yaşadığı bir ülkedir. Çeşitli tahminlere göre İran’da 40 milyondan fazla Türk kökenli nüfus bulunmaktadır.

Bu nedenle İran’ın tamamen Türk dünyasından kopuk bir ülke olduğunu söylemek doğru olmaz. İran Türkleri de kendilerini büyük ölçüde Türk dünyasının bir parçası olarak görmektedir.

ABD ve İsrail’in temel hedeflerinden biri, kendilerine karşı sert bir ideolojik çizgi izleyen mevcut rejimin yerine, daha pragmatik ve Batı ile ilişkileri normalleştiren bir siyasi düzenin oluşmasını sağlamaktır.

Böyle bir durumda İran’ın Türk dünyasıyla ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini ise zaman gösterecektir. Bu noktada belirleyici faktörlerden biri de Türk dünyasının kendi içinde ne kadar güçlü, koordineli ve kurumsal bir yapı kurabildiğidir.

Bazı çevreler, zayıflamış bir İran’ın bölge için daha avantajlı olacağını düşünmektedir. Ancak gerçeklik bundan biraz daha farklı olabilir.

Zayıf, parçalanmış; fakat elinde ciddi askerî kapasite bulunan bir İran, bölge için daha öngörülemez ve daha tehlikeli bir tablo yaratabilir.

Çünkü böyle bir yapının elinde hâlâ balistik füze sistemleri, geniş bir insansız hava aracı kapasitesi ve çeşitli vekil güç ağları bulunmaya devam edecektir.

Bu nedenle kontrolsüz bir şekilde zayıflayan İran, komşuları için yeni riskler doğurabilir.

Bölge için nasıl bir İran daha uygundur?

Bölge için en sağlıklı model, ne tamamen çökmüş bir İran’dır ne de ideolojik yayılmacılığı sürdüren radikal bir rejimdir.

Bölge açısından en uygun model; komşularıyla barış içinde yaşayan, ideolojik gerilimlerden uzak duran, reformcu bir siyasi çizgi izleyen ve dünya ile normal ilişkiler kuran bir İran olacaktır.

Bu açıdan bakıldığında, İran’da Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian çizgisinde gelişebilecek reformcu bir yönetim hattı, daha gerçekçi ve daha dengeli bir seçenek olarak görülmektedir.

Rejimi tamamen yıkarak yerine dışarıdan bir figürün, örneğin Rıza Pehlevi’nin, getirilmesi ise bölge için yeni ve büyük riskler yaratabilir.

Bu süreçte Azerbaycan’ın da önemli bir rol oynama potansiyeli vardır. Çünkü İran’da yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türkü, Azerbaycan devletine karşı doğal bir yakınlık ve sempati beslemektedir.

Azerbaycan bugün bölgede istikrar, pragmatik diplomasi ve dengeli dış politika modeli olarak görülmektedir. Bu nedenle İran’ın gelecekte yaşayacağı dönüşüm sürecinde, Azerbaycan’ın da belirli ölçülerde etkili olabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir.